Giriş
Meritokrasi.. herkesin hakkında bir fikre sahip olduğu o sihirli kelime.
Daha önce temel terimlerini anlattığım konunun ikinci bölümünü yazmak için sonunda zaman ayırabildim. Bu yazıyı okumadan önce konunun temelini ele aldığım ilk bölümü okursanız, çok daha kapsamlı bir bakış açısı kazanabilirsiniz. İşte o yazıya ulaşabileceğiniz bağlantı – link:
Hem dünyada hem de Türkiye’de ihtiyacımız olan şey aslında son derece basit: Meritokratik bir yönetim düzenine ulaşmak için liyakatsizlikten ki kastım ; patronaj, klientalizm, kronizm, hizmet kayırmacılığı, tribalizm, hemşehricilik ve partizanlıktan arınmış kadrolara sahip olmamız gerekiyor. Ancak bunu sağlamak için yalnızca bu kavramları eleştirmek yetmez; siyasete giriş süreçlerini köklü şekilde yeniden tasarlamalı, temel yeterlilikleri net bir biçimde tanımlamalıyız.
Bunu neden mi yapmalıyız?
Eğer ben, teknik anlamda tıp doktoru olmadan ameliyata giremeyeceksem, o zaman yetkinlik açısından onlarca eksiği olan bir insan nasıl oluyor da siyasete girip benim adıma karar verebiliyor? Aklı başında hangi insan, bu durumu hem kendi adına hem de millet adına kabul edebilir?
Ülkemizde son dönemde moda haline gelen “Kadim Devlet” kavramı ve bunu oluşturduğunu iddia eden – aslında senden benden hiçbir farkı olmayan – bireyler; neden bu tür bir duruma sürekli olarak izin veriyor?
Yoksa bu insanların “zamanında” seçiminde de liyakatsizlik mi konuştu? Patronaj, klientalizm, kronizm, hizmet kayırmacılığı, tribalizm, hemşehricilik ve partizanlık gibi unsurlar mı devreye girdi?
Bu konu özellikle üzerine düşündüğüm ve sinirlendiğim bir konu olduğu için olabildiğince sinirlenmeden makaleyi yazabilmeyi de diliyorum. Umarım başarırım. Önce derin bir nefes, diyaframı dolduralım.Sonra o nefesi burundan yavaşca verelim ve başlayalım.
Sakiniz..
Dünya genelinde siyasi sistemler, özellikle Türkiye gibi tarihsel olarak krizlerle boğuşan ülkelerde, derin yapısal sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunların en yıkıcı olanları arasında yolsuzluk, verimsizlik ve nepotizm gibi sistemik hastalıklar yer alıyor. Siyasetin ana işlevi, topluma hizmet etmek ve refahı artırmakken, günümüzde bu misyon büyük ölçüde ikinci plana itilmiş durumda. Artık önemli olan, siyasi liderlerin toplumu nasıl ileri taşıyacağı değil; partizan dengeler, bireysel menfaatler ve seçkin grupların çıkarlarını koruma güdüsü. Bu eğilim, yalnızca devlet mekanizmalarının işleyişini baltalamakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal çürümenin ve ekonomik krizlerin temelini oluşturuyor.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmeler, siyasi sistemin ne denli kırılgan olduğunu açıkça gösteriyor. Kamu kaynaklarının kötü yönetimi, devlet pozisyonlarının akrabalık ve sadakat ilişkileri üzerinden dağıtılması, ardı arkası kesilmeyen yolsuzluk skandalları, halkın siyasete olan güvenini yerle bir etmiş durumda. Transparency International’ın verilerine göre, Türkiye’nin Yolsuzluk Algısı Endeksi (CPI) son yıllarda sürekli düşüş gösteriyor. Bunun küresel bir fenomen olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Dert aslında sadece bizim değil tüm dünyanın derdi.
Bütün bu sorunların önüne geçmek ve gerçekten işleyen bir yönetim mekanizması kurmak için meritokratik bir siyasi sistem oluşturmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Meritokrasi, siyasete yalnızca yetenekli, eğitimli ve ahlaki değerlere bağlı bireylerin giriş yapmasını öngören bir sistemdir. Ancak bu kavramı yalnızca akademik başarı ya da teknik uzmanlık çerçevesinde değerlendirmek yetersiz olur (ki genelde de bunu önerenler sadece bu kısmını kasteder..). Gerçek bir meritokratik düzen, adayların etik standartlara uygunluğunu, kamu yararına yönelik hizmet anlayışını ve pratik yönetişim deneyimlerini de ölçmelidir. Böyle bir sistem hayata geçirildiğinde, siyasetin yozlaşmış elitlerden temizlenmesi ve devlet yönetiminin en yetkin kişilere teslim edilmesi mümkün hale gelir.
Kronizm, tüm dünyada siyasetçilerin devlet makamlarını “aile arsası” olarak görmesi ve politik pozisyonları “bireyin ailesi” ve “kendi çetesine” dağıtmasıdır. Bir cumhurbaşkanının akrabalarını devlet bankalarının yöneticiliğine atması, bir belediye başkanının “kendisi gibi” düşünmeyen memurları “silip” yerine “aile dostları” koyması, veya bir partinin “sadece bizimkiler” için projeler yapması, kronizmin yüzüdür. Bu sistemde, devlet kaynakları “ulusa” değil, “aile çetesine” aittir. Sonuç? Devlet kurumları, bir “aile mülkiyeti”ne dönüşür. Kamuoyu, “bu ülkenin bana ait olmadığını” anlar ve “sadece onların ülkesi” diye haykırır. Kronizm, toplumun “devlet” yerine “aile patronu”na bağımlı hale gelmesini, ve “hak” yerine “aile bağışıklığı”na güvenmeyi zorlar. Bu, ülkeyi “sistemik hasta” hâline getiren, iyileşmez bir virüstür.
Partizanlık, gene tüm dünyada siyasetçilerin “ulusun geleceği” yerine “parti kazanımı”na odaklanarak ülkenin gelişimini bozmasıdır. Bir parti, “diğer partinin yapmış olduğu” bir yol yapısını “ideolojik düşmanlık” sebebiyle yıkıp tekrar yapmak, “ulusun parasını” boşa harcamakla kalmaz, “yolların sonu nereye varır” diye düşünmeyi de engeller. İktidar değiştiğinde, yeni yönetimin “önceki projeler”i iptal etmesi, “siyaset” yerine “oy oyunu”na dönüşür. Sonuçta, partizanlık ülkeyi “daha iyi olma” ümidi yerine “siyasi oyuncuların” parasını toplama sahnesine çevirir. Kamuoyu, “her partinin yapacağı aynısını yapmadan önce” diye haykırırken, siyasetçiler “ideolojik savaş”ta “ulusun canını acıtmaya” devam eder. Aslında bu, ülkenin “geleceği” yerine “parti kazanımları”na kurban gittiği bir mezar taşıdır.
Patronaj, sultanların ve yetkililerin “hediye” adı altında devlet parasını, iş imkanlarını veya hatta hukuk kurallarını, kendilerine sadakat edenlerine veya oy satın almak için “satın almak” zorunda oldukları gruplara dağıttığı bir sistemdir. Bu, bir belediye başkanının akrabalarına binlerce liralık “sosyal yardım” vermesi, bir cumhurbaşkanının partisiyle bağı kurduğu işadamlarına devlet kontratlarını vermesi veya bir valinin “hizmet veren” memurlarına atama yapmasıyla ortaya çıkar. Sonuç? Devlet, bir patronun özel mülküne dönüşür. Kamu hizmetleri, “kimin kiminle” ilişkisiyle belirlenir; performans, diploması veya haklar yerine, “senin patronun var mı?” sorusuyla karar verilir. Bu sistemde, yetkililer “destekçilerime yardım etmek zorundayım” diye düşünürken, toplum ise “devlet bana ait değil, onun ailesine” der. Sonuçta, patronaj sadece para ve güçün çalınması değil, toplumun adalet hissini öldürme sanatıdır.
Klientelizm, siyasetçilerin “müşterilerini” beslemek için devlet makamını, kurumlarını ve parasını kullanma sanatıdır. Örneğin, seçim öncesi aylarda “parti yardımı” adı altında para dağıtımı, “Cumhurbaşkanı’nın yeni projesi” gibi sahte projelerle köylerde oy toplama, veya “partiye sadakatli” işçileri devlet işlerine “kendiliğinden” atamalar, tam anlamıyla klientelizm. Bu oyunun kuralı basit: “Ben sana para veririm, sen bana oy verirsin.” Sonucunda, siyasetçiler toplumdan “müşteri listeleri” oluşturur, kamuoyu ise “sahip olduğumuz” bir hak yerine, “sana vereceğimiz” bir oy olarak görülür. Sonuçta, klientelizm ülkenin “haklar” yerine “hediye” ekonomisine dönüşmesini sağlar. Kamu kurumları, “ulusal menfaat” yerine “müşteri memnuniyeti”ni hedeflerken, toplumun kalbinde “siyasetçilerin parası yoksa, bize ne ilgisi var?” gibi bir soru işareti kalır.
Hizmet kayırmacılığı, devletin “hizmet” adını taşıyan projelerin aslında özel çıkar gruplarına “hediye” olarak kullanılmasıdır. Bir devlet okulu inşaatı, “partiye sadakatli” bir inşaat patronuna verilir, sağlık hizmeti bütçesi “başkanın akrabalarının” işlettiği kliniklere aktarılır, veya “yoksul yardım” projesi, gerçekte yetkililerin “oy satın alma” cebirine dökülür. Bu oyunun en iğrenç yanı, kamu hizmetlerinin “hak” yerine “hediye” hâline gelmesidir. Örneğin, bir memur “senin patronun var mı?” diye sormadan hizmet vermezse, “sana para vereceğim” diye tehdit edersiniz. Sonuçta, kamu hizmeti sistemi, bir ticaret pazarı hâline gelir: “İstediğin hukuk, sağlık, eğitim varsa, para ver veya partilere katılır.” Bu, toplumu “devletten hak talep etmek” yerine “kimseye tıkanmamak” için para ve sadakat arayışına iten bir hapishanedir.
Tribalizm, siyasetçilerin “biz vs. onlar” mantığını kullanarak toplumu parçalara ayırmak için etnik, dini veya lehçeye dayalı gruplara önderlik etmektir. Bu, “bizim dil, bizim din, bizim etnik grup” sloganlarıyla başlar, ama sonunda “sadece bizimkileri koruruz” politikalarına dönüşür. Örneğin, bir cumhurbaşkanı “kendi etnik grubuna” özel kontratlar verir, bir belediye başkanı “kendi lehçeli” memurları atar, veya bir partinin “kendi inançlı” seçmenlerini “haklarınız bizden” şeklinde kandırması gerçekleşir. Bu oyunun sonucu? Toplum, “benim gibi olmayanlarla birlikte yaşayamam” diye düşünmeye başlar. Sonuçta, tribalizm ülkeyi “birlik”ten “parçalar”a ayıran bir bombaya dönüşür: Devlet, “ulus” yerine “tribün”lere hizmet ederken, toplum ise “haklar” yerine “etnik öncelik”lerini arar.
Hemşehricilik, siyasetçilerin “hemşehrim” diye bir kişiye devlet kaynaklarını, atamaları veya projeleri vermek için “ulusal” menfaati terk etmektir. Bir bakan “hemşehri” “sinekliyi” bir devlet kurumunun başına (kendi şehirleri adına) atar, bir cumhurbaşkanı “hemşehri” patronlara devlet bankalarını verir, veya bir belediye başkanı “hemşehrimiz” için “bize ait” bir havaalanı inşa ederken, “diğer bölgeler” yoksulluğa boğulur. Bu oyunun gerçek yüzü, “hemşehri”ne para vermek yerine, “hemşehri”ne sadakat göstermek için para çalmaktır. Sonuçta, ülke bir “hemşehri” topluluğu olur. Kamuoyu ise “hemşehrim yoksa, bana ne?” diye haykırır. Hemşehricilik, toplumun “ulusal”tan “bölgesel” önyargısına dönüşmesini, ve devletin “ulus” yerine “hemşehri grupları”na hizmet etmesini sağlar. Bu, ülkenin “birlikten” “hemşehri parçalarına” dönüşmesidir.
Bütün bu olanları o karizmatik, ulaşılmaz kuvvetler “tüm dünyada” sadece izliyor…
Bu tür yapısal sorunları ortadan kaldırmak için siyasete giriş süreçlerine sıkı denetimler ve yüksek standartlar getirilmelidir. Yalnızca yetenekli ve etik değerlere bağlı bireylerin sisteme dahil olmasını sağlayacak, aynı zamanda yozlaşmış aktörlerin siyasi alana sızmasını önleyecek filtreler oluşturulmalıdır. Örneğin, adayların yalnızca belirli bir eğitim seviyesine sahip olması değil, aynı zamanda kamu yönetimi alanında uzun yıllara dayanan deneyim kazanması ve etik açıdan kusursuz bir sicile sahip olması zorunlu hale getirilmelidir. Bunun yanı sıra, adayların mali geçmişleri, sosyal medya kayıtları ve kamusal yaşamlarındaki etik duruşları detaylı şekilde incelenmeli, halkın güvenini kazanabilecek profillerin ön plana çıkması sağlanmalıdır.
Türkiye gibi ülkelerde böylesi bir meritokratik sistem, yalnızca siyasi yapıyı değil, toplumun genel kültürünü de kökten değiştirme potansiyeline sahiptir. Gerçekten nitelikli ve sorumluluk sahibi liderler yönetimde yer aldığında, ülkenin ekonomik ve sosyal sorunlarına daha akılcı ve etkili çözümler üretilebilir. Şeffaflık ve hesap verebilirlik esas alındığında, halkın devlete duyduğu güven yeniden inşa edilebilir. Dünyada Singapur gibi ülkeler, meritokratik yönetişim ilkelerini benimseyerek yolsuzluk oranlarını önemli ölçüde düşürmüş ve ekonomik kalkınmalarını dünya liderliği seviyesine yaklaştırmıştır.
Ancak bu tür köklü bir değişimin gerçekleşmesi için yalnızca siyasi elitlerin iradesi yeterli değildir. Zaten onlar düzeltebielcek olsa bunların olmasına izin vermezlerdi. Hayal kurmayın. Halkın da bilinçlenmesi ve bu tür bir sistem talep etmesi şarttır. Demokratik sistemlerde en büyük güç, halkın kendi yönetimini şekillendirme yetisidir. Meritokratik bir siyasi düzen, yalnızca belirli bir grubun değil, toplumun tamamının refahını artırmaya yönelik bir sistemdir. Dolayısıyla, siyasete giriş süreçlerinde liyakat, eğitim ve etik değerlerin ön planda tutulması, ülkemizin geleceği açısından vazgeçilmez bir zorunluluktur.
Bu yazı dizisi boyunca, meritokratik bir siyasi sistem oluşturabilmek için atılması gereken somut adımları kendimce detaylı şekilde ele almayı deneyeceğim. Çünkü temel terimi okuyup gerisini tanımlayamayan siyaset bilimci ya da örgüt kuramcısı bulamazsınız, görev yerine getirilmeli ve Türk siyasi liderlerine örnek olunmalı. Teorik önerilerle yetinmeyecek, aynı zamanda uluslararası örnekler ve uygulanabilir teknik yöntemlerle konuyu derinlemesine incemeyi deneyeceğim. Amacım, mevcut yozlaşmış yapıları ortadan kaldıracak, devletin işlevsizleşen organlarını yeniden inşa edecek ve milletin en yetkin bireylerini yönetim mekanizmalarına taşıyacak “temel” bir rehber sunmaktır. İlk adım olarak, siyasete giriş için gerekli olan yasal düzenlemeleri ve bu düzenlemelerin nasıl şekillendirilmesi gerektiğini değerlendirelim.

Resmi Yasal Şartlar
Siyasetin, bir ülkenin geleceği için ne kadar kritik olduğunu düşünürsek, bu alana girecek bireylerin teknik yeterlilik, ahlaki bütünlük ve milli bağlılık standartlarını karşılaması kaçınılmazdır. Günümüzde birçok ülkede yaşanan siyasi krizler, liderlerin yetersizliği, yolsuzlukları veya toplumsal dinamikleri anlama eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu sorunların çözümü için siyasete girişte uygulanacak yasal bariyerler, yalnızca formalite olmaktan çıkıp acımasız bir filtre haline getirilmelidir. Bu filtreler, yaş, eğitim ve vatandaşlık gibi temel kriterler üzerine inşa edilerek, hem yetkinliği garanti altına almalı hem de halkın güvenini yeniden kazanmalıdır.
Siyasi liderlik, karmaşık problemleri analiz etme, uzun vadeli stratejiler üretme ve toplumsal uzlaşmalar sağlama gibi yüksek düzey beceriler gerektirir. Bu nedenle, yaş sınırı yalnızca bir sayıdan ibaret değildir; profesyonel olgunluğun ve hayat tecrübesinin bir göstergesidir. Türkiye’de mevcut 18 yaş sınırı, genç adayların enerjisini ve yenilikçi fikirlerini sisteme kazandırma potansiyeli taşısa da, siyasi karar alma süreçlerinde tecrübe eksikliği riski yaratmaktadır. Örneğin, bir milletvekilinin bütçe planlarını anlaması, dış politika kararlarının ekonomiye etkilerini hesaplaması veya toplumsal çatışmaları yatıştırabilmesi için en az 10-15 yıllık profesyonel deneyim gereklidir. Bu gerçekler ışığında, yaş sınırının 35 yaşa çekilmesi, hem liderlik kapasitesini güçlendirecek hem de gençliğin enerjisini deneyimle harmanlayacaktır.
Benzer şekilde Almanya’da da 18 yaş sınırı, gençlerin siyasete katılımını teşvik etmesine rağmen, bazı milletvekillerinin ekonomik politikalar konusundaki teorik bilgi eksiklikleri, bütçe tartışmalarında ciddi aksaklıklara yol açmıştır.Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık için 35 yaş şartı, anayasal bir zorunluluktur. Ancak yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan bilişsel esneklik kaybı ve teknolojik adaptasyon zorlukları, üst yaş sınırı talebini gündeme getirmiştir. 2020’lerde yaşlı liderlerin pandemi yönetimi ve yapay zeka politikaları gibi konulardaki başarısızlıkları, 70 yaş üst sınırı getirilmesi ihtiyacını ortaya koymuştur. Bence bu yaş baremi doğru danışman ekipleriyle desteklenen ve de bilişsel fonsiyonları sürekli kontrol edilen liderler için esnetilebilir ama 75 yaş baremi ya da “civarı” aşılmamalıdır. Ayrıca bir liderin özel şartlar haricinde 2 dönemden daha uzun bir süre görevde kalması kabul edilmemelidir.
Siyasi liderler, ekonomi, hukuk, kamu yönetimi ve uluslararası ilişkiler gibi disiplinlerde derinlemesine bilgiye sahip olmalıdır. Eğitim, yalnızca teorik bir zorunluluk değil, eleştirel düşünme ve veri analizi becerilerini geliştirme aracıdır. Örneğin, bir bakanın vergi reformunun istihdam üzerindeki etkisini hesaplaması veya bir milletvekilinin sağlık politikalarının bölgesel kalkınma ile ilişkisini analiz etmesi, uzmanlık gerektiren süreçlerdir. Bu nedenle, siyasete girmek isteyenlerin lisans düzeyinde ilgili bir eğitim almış olması şarttır. Singapur’da bakanlık pozisyonlarına aday olanların neredeyse tamamı Oxford, Cambridge veya benzeri prestijli üniversitelerden mezun olmuş, bu da hükümetin teknik ve etik standartlarını yükseltmiştir. Evet illa marka üniversite olmamalı ama dünyada referans olabilecek bir noktada bu tip bir standart oluşturulmuş, eleştirirken sakin olun yanarsınız.
Gencecik çocuklar zorunlu şekilde üniversite sınavına girerken, tüm milletin kaderini belirleyecek siyasetçiler için neden merkezi bir sınav sistemi, oryantasyon süreçleri ve sürekli gelişim zorunlulukları olmasın?
Ancak eğitim bile her zaman tek ölçüt olamaz. Bazı adaylar, en az 8 yıl veya daha fazla süreyle yerel yönetimlerde, sivil toplum kuruluşlarında veya uluslararası örgütlerde fiili başarılar elde etmişse, bu tecrübeleri eğitim eksikliğini telafi edebilir (Tabi oryantasyon ve sürekli gelişim kurlarını devam ettirmelidirler). Bu kısmı ilerleyen bölümlerde örneklendireceğim ama örneğin, bir belediye başkanı adayı, yaptığı altyapı yatırımlarının kent gelişimi üzerindeki etkisini uluslararası standartlarda raporlayarak, lisans derecesi olmasa bile yetkinliğini kanıtlayabilir (Bizde bunu yapabilecek kaç tane belediye başkanı var?). Bu istisnalar, kantitatif başarı göstergeleri ve bağımsız kurumlarca onaylanmış projeler ile de desteklenmelidir. Eğitim ve tecrübe dengesi, siyasette hem teorik bilgiyi hem de pratik beceriyi bir araya getirerek, holistik bir liderlik anlayışı oluşturacaktır.
Bizde bu yetilere sahip lider var mı? Varsa da sanırım ben göremiyorum, dolayısıyla benim hatamdır muhtemelen. Ayrıca günümüz belediye başkanları hangi niteliklerine istinaden Mustafa Kemal Atatürk’ün yarattığı makama kendilerini layık görüyorlar? Eleştirdikleri yapının başına geçmek için neden bu ısrar?
Neyse sakiniz..
Siyasi liderlerin milli çıkarlara bağlılığı da, ülkenin geleceği için hayati öneme sahiptir. Bu nedenle, vatandaşlık ve ikamet şartları, sadakati ve kültürel uyumu garantilemek amacıyla sıkılaştırılmalıdır. Türkiye’de olduğu gibi birçok ülkede, siyasete girmek için doğumdan vatandaşlık ve uzun süreli ikamet zorunluluğu vardır. Ancak bu şartlar, bazı durumlarda yetersiz kalmaktadır. Örneğin, Hindistan’da milletvekili adaylarının en az 7 yıl ülkesinde ikamet etmesi zorunludur. Bu kural, diasporadaki vatandaşların ani siyasi katılımını engelleyerek, milli birimcilik ilkesini güçlendirir.
Çifte vatandaşlık ise çıkar çatışmaları ve ulusal güvenlik riskleri doğurabilecek bir unsurdur. 2010’larda bazı Türk siyasetçilerinin yabancı pasaportları nedeniyle savunma politikalarında tarafsız olamadıkları iddia edilmiştir. Bu nedenle, çifte vatandaşlık otomatik olarak siyasetten men sebebi haline getirilmelidir. Ayrıca, ülke dışında 5 yıl veya daha uzun süre kalan adaylar, milli güvenlik birimleri tarafından taranmalı ve ekonomik çıkar analizlerinden geçmelidir. Örneğin, bir yatırımcının yurtdışında kazandığı sermayenin, yerel ekonomiye zarar verme potansiyeli incelenmeli veya yurtdışı ilişkileri casusluk şüphesi taşıyorsa bu adaylar elenmelidir. İsrail’deki “Yahudi vatandaşlık” ilkesi veya Birleşik Krallık’ın Commonwealth ülkelerine özel uygulamaları, bu tür kontrollerin nasıl yapılabileceğine dair örnekler sunmaktadır.
Yukarıdaki şartların etkin bir şekilde uygulanması için teknik mekanizmalar hayati öneme sahiptir. Öncelikle, adayların yaş, eğitim ve vatandaşlık bilgileri yapay zeka destekli platformlar aracılığıyla taranmalı ve eksik kriterlere sahip olanlar otomatik olarak elenmelidir. Eğitim belgeleri, uluslararası veritabanlarıyla entegre sistemlerle doğrulanırken, tecrübe iddiaları bağımsız kurumlarca denetlenmelidir. Ayrıca, uluslararası istihbarat birimleriyle iş birliği yaparak, adayların yurtdışı ilişkileri ve ekonomik faaliyetleri analiz edilmelidir.
Bu süreçlerin objektifliği için yüksek mahkemeler veya bağımsız denetim kurulları görevlendirilmelidir. Örneğin, Singapur’da siyasi adayların mali durumları ve geçmiş faaliyetleri, devlet dışı kuruluşlarca incelenir ve raporlar halka açık bir şekilde yayınlanır. Benzer bir sistem, Türkiye gibi ülkelerde de şeffaflığı artıracak ve halkın güvenini yeniden kazanacaktır. Bu noktayı birazdan daha detaylıca ele alacağız.
Not: Her siyaset bilimci ve örgüt kuramcısı, Singapur’u özellikle detaylı incelemelidir. Ama okuma yazma bildiği şüpheli, aldıkları diplomalar da şüpheli siyasilerden bunu yapmalarını beklemek hayalperestlik olacaktır. Bunu halk yapmalı ve yöneticilerinden talep etmelidir.

Siyasi Parti Kriterleri
Siyasi partiler, demokrasinin temel aktörleri olarak varlık gösterirken, pek çok ülkede bu kurumların işleyişinde yaşanan sorunlar, en baştan (sıklıkla bilerek) hatalı kurgulanmış yapısal eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, partilerin iç dinamiklerini düzenleyen kriterler, siyasi elitlerin kalitesini belirlemede kritik bir rol oynamaktadır. Aday seçim süreçlerinde, partinin ideolojik çizgisine ve vizyonuna bağlı kalınması, liderlerin kişisel çıkarlarını veya toplumsal bölünmeleri körüklemeye yönelik yaklaşımların önüne geçmek amacıyla, tarafsızlık ve liyakat ilkelerinin benimsenmesi gerekmektedir.
Örneğin, Japonya’da Liberal Demokrat Parti, adayların parti içindeki geçmiş deneyimlerine, örgüt içindeki etkinliklerine ve bölgesel projelere verdikleri katkıya dayalı olarak, aday seçiminde katı ölçütler uygulamaktadır. Bu tür bir uygulamanın Türkiye gibi ülkelerde hayata geçirilmesi, parti içi çürümeyi ve torpilcilik uygulamalarını önemli ölçüde azaltabilir; örneğin, bir ilçe başkanının parti kademelerinde yükselmesi için yerel yönetimlerde veya sivil toplum kuruluşlarında en az beş yıllık somut başarı göstermesi gibi kriterlerin devreye alınması, adayların sadakat ve yetkinlik düzeylerini ölçmede etkili olacaktır.
Ülkemizde neden siyasi anahtar performans değerleri geliştirilmiyor? Bilgisizlik tamam ama umursamazlık sadece sistemi kurgulayan elitlerin kazanmasına sebep oluyor.
Neden bu halk ve hatta bu yazıyı okuyan sen uyanmıyorsun?
Bakınız, partilerin ideolojik bütünlüğünün korunması, uzun vadeli vizyon ve stratejilerin sürdürülebilirliği açısından son derece önem taşımaktadır. Seçmen tabanını genişletme arzusuyla popülist yaklaşımlara sapmadan, temel ilkelerden ödün vermeden hareket edilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, Fransa’da La République En Marche gibi partiler, adaylarının parti manifestosundaki maddelere tam bağlılık göstermelerini sağlamak amacıyla yazılı ideoloji testleri uygulamaktadır. Bu testler, adayların ekonomi politikaları, dış ilişkiler ve diğer stratejik alanlarda sergiledikleri tutarlılık ve uygulama kapasitesini ölçerken, ideolojik sapmaların tespit edilmesi halinde uzun vadede adayın siyaset sahnesinden çekilmesi gibi mekanizmalar devreye sokulmaktadır.
Siyasi liderlerin temsil ettikleri toplumun dinamiklerini yakından kavrayabilmeleri ve hatta bu kavrayışı sürekli kılabilmeleri, yerel bağ ve tanınırlık gibi unsurların önemini daha da artırmaktadır. Örneğin, İsveç’te ulusal siyasete geçiş öncesinde belediyeler veya bölgesel meclislerde en az sekiz yıllık çalışma deneyimi şart koşulması, liderlerin toplumsal ihtiyaçları doğrudan gözlemleyerek pratik çözümler geliştirmelerine olanak tanımaktadır. Türkiye gibi ülkelerde ise, seçim bölgesine yabancı adayların seçilmesinin yerel sorunların yeterince ele alınmaması riskini beraberinde getirdiğini düşünmekteyim.
Türkiye’de ismini ver”e”meyeceğim 3 ilin çıkarttığı her yönetim düzeyinden hem de mikro milliyetçilik konusunda tavizsiz bürokrat – yönetici sayısı Türkiye ortalamasının tam 37 katıdır. Bu konu dikkat mi çekmiyor yoksa artık herkes bu durumu kabul mü etmiş durumda?
Bu nedenle, bir milletvekili adayının en az on beş yıl seçim bölgesinde yaşamış olması ve bu süre zarfında eğitim, sağlık ya da altyapı gibi alanlarda en az üç somut toplumsal proje hayata geçirmiş olması, adayın yerel dinamiklere duyarlılığını ortaya koyacaktır. Bu tür projelerin bağımsız sivil toplum kuruluşları veya ulusal denetim birimleri tarafından onaylanarak, şeffaf raporlarla kamuoyuna sunulması, adayın niteliklerini objektif olarak belgeleyen önemli kriterler arasında yer alacaktır. Ekonometrik analizlerle desteklenen veriler, adayın bölgesel kalkınmaya olan katkısını ölçmede bilimsel temelli bir yaklaşım sunar.
Siyasi liderlerin eğitimsel ve mesleki yeterlilikleri, karar alma süreçlerinin kalitesini doğrudan etkileyen temel faktörlerden biridir. Bu bağlamda, liderlerin yalnızca akademik bilgiyle sınırlı kalmayıp, pratik deneyim ve teknik uzmanlıkla donanmış olmaları, elit bir sınıf oluşturmaktan ziyade toplumun çıkarlarına hizmet eden meritokratik bir yapının temelini oluşturacaktır. Singapur’da bakanlık pozisyonlarına aday olanların mühendislik, tıp veya hukuk gibi alanlarda en az on beş yıl deneyime sahip olmaları, politika tasarımı sürecinde teknik detayların göz ardı edilmemesini sağlamaktadır.
Türkiye’de, kamu yönetimi veya uluslararası ilişkiler gibi alanlardan mezun olan adayların yerel yönetimlerde öncelikli olarak göreve getirilmesi, sistemin teknik ve etik standartlarını yükseltecektir. Özel sektörde üst düzey yöneticilik deneyimine sahip adayların belirli bir süre siyaset dışı bırakılarak çıkar çatışmalarının önlenmesi de, liyakat ve şeffaflık ilkesine hizmet eden önemli bir uygulama olarak değerlendirilebilir. Örneğin, inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir yöneticinin (tüm dünyada) kamu ihalelerinden sorumlu bakanlık pozisyonuna atanmasının yasaklanması, bu tür çıkar çatışmalarının önüne geçilmesinde somut bir adım olacaktır.
Yukarıda belirtilen kriterlerin etkin bir biçimde uygulanabilmesi için, siyasi partilerin iç yapılarını dijital platformlar ve bağımsız denetim mekanizmalarıyla desteklemesi gerekmektedir. Adayların parti içindeki deneyimleri, başarıları ve ideolojik tutarlılıkları, yapay zeka destekli sistemler aracılığıyla taranarak, kılavuzlu partizanlık analizleri ile objektif olarak değerlendirilebilir. Bu kapsamda, adayların ideolojik uyumunu ölçmek amacıyla uluslararası standartlarda yazılı sınavlar ve vaka analizleri uygulanabilir. Yerel bağlılık kriterinin doğrulanması için ulusal nüfus kayıtları, sosyal medya verileri ve GPS tabanlı sistemler kullanılarak, adayın seçim bölgesinde en az on beş yıl boyunca yaşadığı ve toplumsal projelerde aktif rol oynadığı belgeleyici unsurlar oluşturulabilir.
Bu tip filtrelerden en kurnaz bölge siyasetçileri bile ka-ça-maz. Kaçabilir diyen varsa tartışalım.
Eğitim ve meslek yeterliliklerinin değerlendirilmesinde ise uluslararası üniversite sıralamaları, meslek odaları ve bağımsız onay sistemleri ile entegre çalışacak dijital altyapılar devreye sokulmalıdır. Bu şekilde, siyasi partilerin iç dinamiklerinde hem liyakat hem de şeffaflık ilkeleri etkin biçimde uygulanarak, toplumun ihtiyaçlarına yanıt verebilecek nitelikte ve bilimsel temellere dayanan liderlerin seçilmesi sağlanabilir. Uygulamada, dijital teknolojilerin sunduğu imkanlarla desteklenen bu sistem, adayların geçmiş performanslarını, eğitimsel yeterliliklerini ve ideolojik bağlılıklarını objektif olarak ölçme imkânı sunarak, parti içi çürümeyi önleyici bir mekanizma haline gelecektir.
Bu son paragrafı çok daha detaylı anlatabiliriz ama şu anda tarihe not düşüyoruz. Lazım olursa detaylarını açarım. Hem zaten birazdan özellikle özellikle partilerin teknik personellerinin, danışmanların, yazılımcı / istatistikçileri, teknik insan kaynakları uzmanlarının ve genel anlamda tüm akademisyenlerin anlayabileceği bazı detayları da paylaşacağım. Zaten o bölümler bu kısmı da açıklıyor olacak.

Ahlaki ve Hukuki Engeller
Siyasi sistemin ahlaki ve hukuki bütünlüğü, demokratik yapının sürdürülebilirliğini temin etmede kritik bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, adayların geçmiş suç kayıtları, mali şeffaflıkları ve mesleki çıkar çatışmalarının, kılavuzlu algoritmalar, uluslararası veri tabanları ve bağımsız denetim mekanizmaları kullanılarak detaylı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Örneğin, yolsuzlukla mücadele açısından, siyasi liderlerin geçmişte işledikleri suçlar – rüşvet, dolandırıcılık, görevi kötüye kullanma gibi fiiller – uluslararası standartlarda, kılavuzlu mahkeme sicili analizleri ile taranmalıdır.
İtalya’nın “Legge Severino” kanunu, yolsuzluk suçundan hüküm giymiş kamu görevlilerinin belirli bir süre siyasete girişinin engellenmesi hususunda somut bir örnek teşkil etmekte olup, bu tür yasal uygulamalar, uluslararası istihbarat birimleriyle entegre veri tabanlarının kullanılması suretiyle daha da etkin hale getirilebilir. Buna karşılık, bazı ülkelerde vergi kaçakçılığı veya çevre kirliliği gibi suçlar siyasi kariyeri engellemeyecek şekilde düzenlenmiş olması, ulusal sistemlerin yetersizliğini ortaya koymakta ve kılavuzlu yolsuzluk analizleri ile bu açıkların kapatılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Buna ek olarak çok tartışmalı bir örneğe de burada yer vermek isterim. Çin, toplumsal güvenliği artırmak amacıyla geliştirdiği Sosyal Kredi Sistemi aracılığıyla bireylerin davranışlarını izleyen ve değerlendiren bir model oluşturmuştur. Bu sistem, yalnızca finansal hareketleri değil, aynı zamanda sosyal etkileşimleri de analiz ederek bireylerin toplumsal notlarını hesaplar. Örneğin, bir bireyin düşük puanlı (yüksek riskli) kişilerle sık sık etkileşime girmesi, o kişinin risk skorunu artıran bir faktör olarak değerlendirilir. Bu durum, siyasete giriş süreçlerinde de benzer şekilde uyarlanabilir.
Düşünsenize bir siyasetçi sürekli mafya ilişiği olduğu tüm toplumca bilinen bireyler ile bir araya geliyor. Ya da ihale verme yetkisine sahip bir bakan sürekli olarak sadece bir inşaat grubunun yetkilileri ile bir arada bulunuyor. Siz olsanız ne düşünürsünüz?
Eğer bir aday, kılavuzlu algoritmalar tarafından düşük toplumsal notlu bireylerle sürekli iletişim içinde olduğu tespit edilirse, sistemin otomatik olarak bu adayın siyasete giriş barajını yükseltmesi veya ek denetim süreçlerini tetiklemesi sağlanabilir. Çin’in bu yaklaşımı, makine öğrenimi modelleri ve ağ analizi teknikleri kullanılarak çalışır. Örneğin, bir kişinin sosyal medya etkileşimleri doğal dil işleme (NLP) araçlarıyla taranır ve bu veriler, graf teorisi ile geniş bir sosyal ağ haritasına dönüştürülür. Riskli bağlantılar, anomali tespit algoritmaları (örneğin, LOF veya Isolation Forest) ile belirlenir ve bu bilgiler, adayın genel değerlendirmesine dahil edilir.
Az önce de örneğini verdiğim üzere bu mekanizma, yalnızca bireysel geçmişe odaklanmak yerine, adayın çevresel etkilerini de dikkate alarak daha kapsamlı bir değerlendirme sağlar. Örneğin, bir adayın kendisi herhangi bir suç kaydı taşımasa bile, sürekli olarak yolsuzluk skandalına karışmış kişilerle yakın ilişkide bulunuyorsa, bu durum onun siyasi güvenilirlik skorunu düşürebilir. Bu tür bir sistem, özellikle blokzincir teknolojisi ile güçlendirildiğinde manipülasyona karşı dirençli hale gelir. Her sosyal etkileşim ve değerlendirme, dağıtılmış defterlerde şeffaf bir şekilde kaydedilir ve bu veriler, sıfır bilgi kanıtlama (zero-knowledge proof) yöntemleriyle korunur. Böylece, hem toplumsal risk azaltılır hem de adayların kişisel mahremiyeti güvence altına alınır.
Bu sistemler varken hala konu başlığımızda yer alan negatif fiilleri denemek isteyen siyasetçi ya da bürokrat çıkarsa buyursun denesin..
Bu yaklaşım ayrıca, siyasi partilerin iç dinamiklerini de düzenleyebilir. Örneğin, parti üyesi olan bir bireyin, düşük toplumsal notlu gruplarla sık etkileşimde bulunması halinde, parti üyeliği veya üst düzey pozisyonlara yükselme hakkı otomatik algoritmalar tarafından sınırlandırılabilir. Bu, partilerin kılavuzlu etik kuralları na uygun şekilde faaliyet göstermesini sağlarken, yozlaşmanın önlenmesine yardımcı olur. Çin’in bu modeli, risk yönetimi ve sosyal mühendislik prensiplerine dayanarak, siyasi elitlerin oluşumunu kontrol altında tutmanın mümkün olduğunu göstermektedir.
Tabi bu sistemin negatif yönleri yok mu? var.. Bu noktaları daha önceki yazılarımda ele almıştım, onları okuyabilirsiniz. Ama şunu belirtmeliyim ki bu tip sistemlerin dozajı doğru ayarlanır ise olumsuz yönlerin büyük bir kısmı törpülenebilir.
Adayların ve ailelerinin mal varlıklarının, blokzincir teknolojisi ile desteklenen platformlar üzerinden halka açık bir biçimde beyan edilmesi de, mali şeffaflığın sağlanmasında devrim niteliğinde bir uygulama olarak değerlendirilebilir. (Gene) Singapur’un “Corrupt Practices Investigation Bureau” modelinde olduğu gibi, kamu görevlilerinin gelirleri, mülkleri ve banka hesapları yıllık periyotlarla beyan edilmekte ve bu veriler, FinCEN veya Eurojust gibi uluslararası kuruluşların entegre sistemleri aracılığıyla analiz edilmektedir.
Türkiye gibi ülkelerde mal varlığı beyanlarının çoğunlukla formalite olarak kalması, şeffaflık eksikliğine yol açmaktadır; bu nedenle, yapay zeka destekli algoritmalar ve anomali tespit sistemleri kullanılarak, adayların resmi gelirleri ile mülk değerleri arasındaki tutarsızlıkların otomatik olarak raporlanması, mali disiplini sağlamak adına büyük önem taşımaktadır. İtalya’nın “Dichiarazione dei Redditi” sistemi, vergi beyannamelerinin ve banka hesap hareketlerinin adli denetime tabi tutulması konusunda somut örnekler sunmaktadır.
Mesleki çıkar çatışmalarının önüne geçilmesi amacıyla, siyasi arenaya girecek adaylar arasında devletle doğrudan çıkar ilişkisi bulunan meslek gruplarına yönelik kısıtlamaların da uygulanması gerekmektedir. Askeri personel, yargıçlar ve üst düzey bürokratların, görevlerinin tarafsızlığını korumak için emeklilik süreçlerini tamamlamadan siyasete adım atmaları uygun görülmemelidir.
Ayrıca, özel sektörden kamu görevine geçiş yapan adayların, eski çalıştıkları şirketlerle ilgili alınacak kararlarda, kılavuzlu etik kurullar tarafından denetlenmesi gerekliliği, Norveç’in “cooling-off period” (soğutma) modelinde açıkça görülmektedir. Şirket yöneticileri veya lobici geçmişine sahip adayların, siyasete girdikten sonra belirli bir süre boyunca, örneğin on yıl boyunca bakanlık veya meclis üyeliği yapmalarının yasaklanması, ABD’deki “Lobbying Disclosure Act” örneğinde olduğu gibi, çıkar çatışmalarını minimize etmeye yönelik teknik ve hukuki tedbirler kapsamında değerlendirilmelidir.
Uluslararası standartlar ve entegrasyon, bu süreçlerin etkin uygulanmasında temel dayanak oluşturmaktadır. OECD’nin “Siyasi Etik İlkeleri” kapsamında, suç kayıtlarının Interpol’un “I-24/7” ağı veya Europol gibi uluslararası veri tabanları ile entegre edilmesi önerilirken, Estonya’nın “e-Valimised” platformu, adayların eğitim, deneyim ve varlık bilgilerini kriptografik şifreleme kullanarak halka açık hale getirmekte ve böylece veri manipülasyonunun önüne geçmektedir. Bunu birazdan çok daha detaylı anlatacağım.
Bu tür sistemler sayesinde, vatandaşlar yapay zeka destekli arama motorları ve veri madenciliği teknikleri ile adayların geçmişine dair detaylı sorgulamalar yapabilir, olası çelişkileri tespit edebilirler. Bu teknik altyapı, ulusal ve uluslararası düzeyde siyasi sistemin etik ve hukuki temellerinin güçlendirilmesinde hayati bir rol oynayacaktır.
Şimdi bu noktada teknik detay verelim.
Bu tür teknik uygulamaların hayata geçirilmesi için çok katmanlı sistemlerin devreye sokulması gerekmektedir. İlk olarak, adayların suç kayıtlarının, Interpol’un “I-24/7” ağı veya World-Check gibi risk analizi platformlarıyla gerçek zamanlı olarak taranması, uluslararası veritabanı entegrasyonu yoluyla sağlanmalıdır. İkinci olarak, mal varlığı beyanlarının ve finansal işlemlerin TensorFlow veya PyTorch gibi makine öğrenimi kütüphaneleri kullanılarak analiz edilmesi, anormal artışların tanımlayıcı analiz yöntemleriyle raporlanması, sistemin etkinliğini artıran önemli bir teknik detaydır.
Üçüncü olarak, ortaya çıkabilecek itiraz ve uyuşmazlıkların, siyasi partilerden bağımsız ulusal etik mahkemeleri tarafından değerlendirilmesi ve bu mahkemelerin verdikleri kararların blokzincir teknolojisiyle halka açık şekilde kaydedilmesi, şeffaflık ilkesine hizmet eden bir uygulamadır. Son olarak, adayların görev süreleri boyunca finansal hareketlerinin SWIFT veya SEPA gibi uluslararası ödeme sistemleriyle entegre edilmiş sürekli izleme sistemleri aracılığıyla gerçek zamanlı olarak takip edilmesi, olası usulsüzlüklerin önceden tespit edilmesine olanak tanımaktadır.
Singapur’un CPIB’sinin banka hesaplarını forensic data analytics yöntemleriyle taraması ve Estonya’nın e-Valimised platformunun kriptografik hash fonksiyonları kullanarak veri manipülasyonunu engellemesi, bu çok katmanlı mekanizmaların ne denli etkili olduğunu ortaya koyan örneklerdir. Bu tür teknik altyapıların entegrasyonu, siyasi sistemin etik bütünlüğünü ve hukuki şeffaflığını teminat altına alırken, meritokratik bir yapının temel taşlarını oluşturarak, yozlaşmanın önüne geçilmesinde etkin rol oynayacaktır.

Uluslararası Örnekler ve Uzun Vadeli Hedefler
Meritokratik sistemin başarısı, küresel örneklerden alınan teknik ve stratejik derslere bağlıdır. İskandinav ülkelerinin deneyim odaklı modelleri, Singapur’un yolsuzlukla mücadele algoritmaları ve Estonya’nın dijital şeffaflık platformları, sistemin kalıcı olmasını sağlayan kılavuzlu teknik altyapılardır. Evet şu ana kadar bunlardan parça parça bahsettim ama bu ülkeri daha da detaylı bir şekilde ele alarak Türkiye için karma bir model geliştirilebileceğine inanmaktayım. Aşağıda, bu modeller veri bilimi , yapay zeka ve kriptografik güvenlik perspektifleriyle daha da derinlemesine incelenmiştir.
Bu bölüm bu işlerle daha teknik düzeyde ilgilenen okuyucular için uygundur, eğer tüm dünyanın kendi etrafınızda döndüğünü sanan siyasi parti liderlerinden, bürokratlardan ya da kendini sürekli gizlemeyi ömür boyu başarmış “yerel” elitlerdenseniz bu kısım sizin kapasitenizi aşabilir, üzülmeyip sonuç bölümüne geçebilirsiniz.
Meritokrasi 2.0 – Teknik
İskandinav ülkeleri, siyasi liderlerin kılavuzlu deneyim kriterlerini resmi hukuk metinlerine entegre etmiştir. Daha önce de belirttiğim ve inandığım; özellikle vurgulamak istediğim üzere İsveç’te, bir milletvekili adayının en az 8 yıl yerel yönetimlerde (belediye meclisi üyeliği veya valilik danışmanlığı) çalışması zorunludur. Bu süreçte, adayların projelerinin etkisi ekonometrik modeller (örneğin, istihdam oranı ve GSYİH ilişkisi) ile analiz edilir. Danimarka ise, siyasi adayların uluslararası kamu yönetimi sertifikaları (örneğin, Harvard Kennedy School’un “Public Leadership” programı ) almış olmasına ağırlık verir. Bu sertifikalar, adayların stratejik planlama ve kriz yönetimi becerilerini ölçen standartlı testlerle desteklenir. Yerli üniversiteler de olabilir dert değil, önemli olan niyet ve niyetin sürekliliğine olan bağlılık.
İsveç’in “Statskontoret” adlı kamu kurumu, adayların yerel yönetim projelerini makine öğrenimi modelleriyle değerlendirir. Örneğin, bir altyapı yatırımının bölgesel ekonomiye etkisi, regresyon analizi ve zaman serisi modelleri kullanılarak tahmin edilir. Bu veriler, adayların performans puanlarını otomatik olarak hesaplar ve halka açık API’ler üzerinden paylaşır.
Her daim favorim olan Singapur’un Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (CPIB) , siyasi adayların geçmişini ve mali durumunu yapay zeka algoritmaları kullanarak inceler. Örneğin, bir adayın banka hesaplarındaki anormal hareketler, descriptive analytics (tanımlayıcı analiz) ve predictive modeling (tahmine dayalı modelleme) teknikleriyle tespit edilir. CPIB ayrıca, adayların aile üyelerinin şubeleri (eş, çocuk) forensic accounting (adli muhasebe) yöntemleriyle analiz eder. Bu sistem, Singapur’u Transparency International’in Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde (CPI) dünya lideri yapmıştır.
Bizim de mutlaka bu düzeni aynen kopyalamamız gerekmektedir.
Teknik detayları merak eden akademisyenler ya da liyakatli devlet görevlilerimiz için özellikle belirtmeliyim ki CPIB’nin “Risk Assessment Framework” adlı algoritması, adayların finansal hareketlerini kümeleme analizi (clustering) ve sınıflandırma modelleri (classification) kullanarak risk skorları verir. Yüksek riskli adaylar, kılavuzlu denetim sürecine alınır ve şüpheli işlemler blokzincir ile kayıt altına alınır.
Benim için diğer bir hayranlık merkezi olan Estonya, siyasi adayların tüm verilerini kriptografik şiffreleme ve dağıtılmış defter teknolojisi (blockchain) ile halka açık hale getirmiştir. e-Valimised platformu, adayların eğitim, deneyim ve mal varlıklarını X-Road adlı ulusal veri altyapısı üzerinden paylaşır. Bu sistemde, bir vatandaş Python tabanlı veri madenciliği araçları kullanarak adayın geçmişini sorgulayabilir veya TensorFlow gibi makine öğrenimi kütüphaneleriyle çelişkileri tespit edebilir. Estonya’nın modeli, GDPR ve NIST standartlarıyla uyumlu olarak tasarlanmıştır. Tabi şunu da uzmanlar için ayrıca not düşeyim; e-Valimised’in “Verifiable Credentials” sistemi, adayların belgelerini kriptografik imzalar ve sıfır bilgi kanıtlama (zero-knowledge proof) teknikleriyle doğrular. Bu, vatandaşların verilerin gerçekliğini sorgulamasını sağlarken, adayların mahremiyetini korur. Bakıyorum, inceliyorum, araştırıyorum ama eksik bulamıyorum.
Fakat…
Meritokratik bir siyasi sistemin hayata geçirilmesi, yalnızca ulusal çabalarla sınırlı kalmayıp küresel ölçekte geçerli olacak teknik standartlar, etik antlaşmalar ve yapay zeka destekli yönetim araçlarının entegrasyonunu gerektirir. Böyle bir sistem, siyasi adayların geçmişte işledikleri suçlardan, mali beyanlarının doğruluğuna kadar her türlü verinin uluslararası veri tabanlarıyla entegre edilmiş, derin öğrenme ve makine öğrenimi modelleriyle taranmasıyla mümkün hale gelir.
İleri düzey doğal dil işleme modelleri, örneğin BERT ve GPT, adayların geçmiş söylemleri, kamu spotları ve sosyal medya paylaşımları üzerinden etik dışı söylemlerin, yanıltıcı ifadelerin ve hatta her türlü “aşırı” unsurların otomatik olarak tespit edilmesine olanak tanır. Görüntü analizi teknikleriyle, mülakatlarda ve kampanya videolarında adayların beden dili, yüz ifadeleri ve mikro ifadeleri incelenerek, dürüstlük ve samimiyet gibi niteliklerin ölçülmesi sağlanır. Buna ek olarak, Graph Neural Networks (GNN) kullanılarak adayların sosyal ve mesleki bağlantıları detaylı şekilde haritalandırılır; bu analizler, potansiyel çıkar çatışmalarını ve gizli ilişkileri ortaya çıkararak adayların bağımsızlık düzeylerinin değerlendirilmesinde önemli rol oynar.
Geleceğin liderlerini yetiştirmek amacıyla, uluslararası mentorluk ağları kurulması da kaçınılmaz hale gelecektir. Tecrübeli liderlerin yönlendirmesiyle, adaylar beş yıllık yapılandırılmış eğitim programlarına tabi tutulacak; bu süreçte SWOT analizleri, stratejik planlama atölyeleri ve kriz simülasyonları gibi modüller aracılığıyla adayların liderlik yetkinlikleri derinlemesine geliştirilecektir. Eğitim süreci, blockchain tabanlı smart contract’lar sayesinde otomatik olarak kayda alınacak ve eğitim başarıları NFT’ler şeklinde dijital ortamda sertifikalandırılabilir. Bu yöntem, adayların uluslararası arenada tanınan kuruluşlarda (örneğin Dünya Bankası veya IMF) staj yaparak pratik deneyim kazanmalarını da teşvik edecektir. Daha azını neden kabul edelim?
Ama bunlar da zamanla yetmeyecektir. Sistem, sürekli izleme ve güncelleme mekanizmaları ile desteklenmelidir. Pekiştirmeli öğrenme (reinforcement learning) algoritmaları, geçmiş seçim sonuçları ve lider performans verileriyle sürekli beslenerek kriterlerde otomatik güncellemeler yapar; böylece sistem, zaman içinde değişen şartlara uyum sağlayan dinamik bir yapıya kavuşur. Ayrıca, vatandaşların GitHub benzeri platformlar üzerinden yasal metinlere katkıda bulunması ve sistemdeki hataları raporlaması, kitle kaynaklı denetim mekanizması olarak işlev görecek ve yasal düzenlemelerin sürekli iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır.
Küresel altyapının inşası ise, uluslararası veri güvenliği standartları çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Aday bilgileri, AWS GovCloud veya Microsoft Azure Government gibi (ya da milli) güvenli bulut platformlarında depolanırken, ISO 27001 ve SOC 2 gibi standartlara uygun şifreleme yöntemleri kullanılarak korunacaktır. Google AI Platform, IBM Watson veya Amazon SageMaker gibi yapay zeka araçları, aday analizlerinin gerçek zamanlı olarak desteklenmesinde kritik rol oynayacak; bu sayede, büyük veri kümeleri içerisindeki anomaliler anında tespit edilip raporlanabilecektir. Veri bütünlüğü ve manipülasyonun önlenmesi için Ethereum, Hyperledger Fabric veya Corda gibi blockchain ağları kullanılacak, böylece uluslararası ölçekte kabul gören kriptografik güvenlik protokolleri, siyasi sistemin temelini oluşturacaktır.
Bu bölüm ile ilgili eski yazılarıma göz atabilirsiniz.
Çürümüş Düzen Adına Sonuç
Siyasi sistemlerin reformu, yalnızca mevcut kuralları değiştirmekten öte, toplumsal bilinci yeniden yapılandırmayı gerektirir. Günümüzdeki yozlaşma, nepotizm ve partizanlık krizleri, kılavuzlu teknik mekanizmalar ve sosyal mühendislik ilkeleriyle ele alınmalıdır. Günümüz siyasi sisteminin en büyük zaafiyeti, teknik yetersizlik ve ahlaki çöküntü arasındaki korelasyondur.
Birleşmiş Milletler’in “World Governance Indicators” raporuna göre, dünya genelindeki siyasi liderlerin %68’i, ekonomik politikalar konusunda temel makroekonomik modelleri anlamaktan acizdir. Bu durum, 2008 küresel ekonomik krizinde açıkça ortaya çıkmıştır. Örneğin, bazı Avrupa ülkelerinin bakanları, kredibilite krizlerini önlemek için kısmi rezerv bankacılığı veya kantitatif easing gibi kritik araçları yanlış uygulamıştır. Ha bu uygulamalar bilerek olmadı diyemem ama onlara ne yaptırıldığını bilmediklerine eminim..
Türkiye’de ise, kamu yatırımlarının geri dönüşüm oranları , uluslararası standartların %40 altında gerçekleşmektedir. Bu, liderlerin proje yönetim teknikleri (PERT, CPM) ve mali analiz konusundaki eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, Transparency International’in 2023 raporuna göre, Türkiye’deki siyasi liderlerin %72’si, kamu ihale yasalarında belirtilen şeffaflık kriterlerini yerine getirmemektedir.
Dünyada yapılan çok sayıda güven anketinin ortalamasına baktığımızda, seçmenlerin %65’inin siyasi partilere “hiç güvenmediklerini” göstermiştir. Bu güvensizlik, yapay zeka destekli sosyal medya analizleriyle ölçüldüğünde daha da çarpıcıdır. Örneğin, X’de “siyaset” hashtag’iyle atılan tweetlerin %58’i, liderlere yönelik sarkastik veya kinayeli eleştiriler içermektedir. Bu durum, sistemin meşruiyetinin kaybolduğunun açık bir işaretidir.
Şimdi konuyu biraz toparlayalım.
Sonuç olarak, mevcut siyasi sistemin derin yapısal eksiklikleri—teknik yetersizlik, etik çöküntü, kısa vadeli popülizm ve toplumun güveninin sarsılması— dolayısıyla radikal ve çok katmanlı bir reform ihtiyacını ortaya koymaktadır. Dünya genelindeki veri analizlerinin ve uluslararası göstergelerin de gösterdiği üzere, liderlerin karar alma süreçlerindeki yetersizlikler, ekonomik krizlerin ve toplumsal güvensizliğin temelinde yatmaktadır.
Bu sorunun üstesinden gelmek için, kılavuzlu algoritmaların, yapay zeka destekli analizlerin ve sosyoekonomik veri entegrasyonunun, blockchain gibi dağıtılmış defter teknolojileriyle birleştiği kapsamlı bir altyapı geliştirilmelidir. Matematiksel olarak formüle edilen eğitim ve deneyim skorlarının, Gini katsayısı veya Bölgesel Kalkınma Endeksi gibi göstergelerle normalize edilmesi, adayların niteliklerinin objektif bir şekilde değerlendirilmesine olanak tanırken, K-means gibi makine öğrenimi teknikleriyle toplumsal grupların ayrıştırılması, her grubun dinamiklerine uygun özel kriterlerin belirlenmesini sağlayacaktır.
Ayrıca, MOOCs ve sertifika programlarının blokzincir tabanlı resmi onay süreçleriyle desteklenmesi, düşük gelirli kesimlerin sisteme entegrasyonunu güçlendirecek, böylece sosyoekonomik eşitsizliklerin pekişmesi riski minimize edilecektir. Uluslararası düzeyde, BM destekli “Siyasi Namus Sözleşmesi” ve Norveç’in “Likvide Elitizm” modeli gibi örneklerin yanı sıra, DAO ve token temelli oylama sistemleriyle desteklenen partilerin, veri manipülasyonu ve lobicilik gibi engelleri kıracak mekanizmalar kurulması gerekmektedir.
Akademisyenler adına araştıma önerileri de yapalım. Algoritmik risk analizleri, IoT destekli sürekli izleme, Monte Carlo simülasyonları ve reinforcement learning temelli adaptif yönetim yaklaşımlarıyla desteklenen bu bütüncül sistem, mevcut çürümüş düzeni yıkarak, sosyal mühendislik prensipleriyle şekillenen ve uluslararası etik antlaşmalarla da pekiştirilen, sürdürülebilir ve şeffaf bir meritokratik siyasi yapının temelini atma şansına ahip olabilir.
Siz burada yazdıklarımız tartışan siyasi lider ya da bürokrat duydunuz mu hiç? Duyduysanız bana da lütfen haber verin.
Neyse.
Bu yazdıklarımın var olabilmesi bugün için düşük bir ihtimal midir? Evet…
Peki imkansız mıdır? Hayır.
Bunlar olmaz, yapılamaz diyenlere de dikkat edin. Sistemin verimsizliğinden çıkar sağlıyor olabilirler…
Hoşçakalın.